12 Ağustos 2015 Çarşamba

SON KİRPİ



       Sitenin bahçesinde bir kirpi var. Yılda bir geliyor; baktım, on beş -yirmi yıl yaşarlarmış, o bakımdan yılda bir gelenin aynı kirpi olduğunu varsayıyorum, olmasa da fark etmez; benim diyeceğim, başka.

Kuzularla oğlaklar 
       Her yaz temmuz ayının içinde bir gece mutlaka görüyorum kirpiyi. Bir zamanlar onun evi olan bu yerde şimdi bizler varız: İnsanlar. Doğaya neler yapıyoruz? Gün geçmiyor ki Karadeniz’den veya Bodrum’un güzelim koylarından ağaç katliamı içerikli bir haber gelmesin. Şu 32 Evler’e bağlanan yol yapılmadan ve arabalar buradan vızır vızır geçmeye başlamadan önce bazı sabahlar Vakıf Kolejinin karşısındaki açıklıkta leylekler olurdu, hafta sonları gazete falan almaya giderken Aras’a onları gösterirdim. Bu taraflar nispeten şehrin dışındaydı o dönemde, çok az şey kaldı o dokudan şimdi, koyunlarımız ve çobanlarımız var, mesela, buradan gelip geçiyorlar neredeyse her gün, arada, bazı akşamüstleri, durup laflıyorum onlarla (yani çobanlarla, demek istiyorum, Kadir abiyle ve ismini bilmediğim diğer abiyle). 

Kirpiyle Selfie
     Bir çocuğun büyürken yaşadığı çevrede sincap görmesi, koyun-kuzu görmesi, kirpi ve baykuş görmesi çok güzel bir şey aslında. Ama görünen o ki bu böyle uzun süre devam etmeyecek. Nitekim, leylekler, işte yoklar ne zamandır. 
         Sanırım üç dört yıl oluyor. Bir akşam giriş kapısının oralarda rastlamıştık kirpiye, çocuklar başına toplanmıştı, ne ilginç hayvan, ne biçim hayvan falan demişlerdi, A, burnuna bak burnuna! O akşam ışıkların altında biraz rahatsız etmiştik kirpi hayvanını. Ama çok da rahatsız olmamıştır diye düşünüyorum şimdi; şu selfie çekme işi o zamanlar  moda değildi, olsaydı taciz herhalde biraz daha sürerdi.
       Bu yaz önce uzun bir zaman görmedim kirpiyi ama geçen gece, hatta sabaha karşı, el ayak iyice çekilmişken -ki yaz geceleri oldukça geç bir saatte oluyor bu- baktım yine oradaydı kirpicik, orta lambanın biraz ötesinden yürüyüp yürüyüp karşıda balkon diplerindeki çiçek alanlarından birinin içine girdi. Ve ben her yaz düşündüğüm şeyi düşündüm bu ‘bahçede dolaşan kirpi’ görüntüsüne bakarken:  Herhalde artık bu sondur...

“Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı.”
            Sait Faik’in Son Kuşlar adlı öyküsünü bilir misiniz? Çevre, ekoloji, enerji verimliliği gibi terimlerin bilinmediği o eski zamanlarda ve dahi henüz belki böyle bir bilinç de yokken yazılmış bu Ada öyküsünde anlatıcı, kuşların mahalleli tarafından yakalanıp boğuluşunu ve yol kenarındaki çimlerin bilmem kimin bahçesi için sökülüşünü dert eder kendine. Konstantin Efendi vardır, oldukça maharetlidir bu kuş yakalama işinde, çoluk çocuğu peşine takıp, Ada’nın tepelerine gider. Gözleri keskindir, ta uzaklardan seçer gökyüzündeki esmer lekeleri, “Bizim pilavlıklar geliyor,” der.

            Son Kuşlar’ın girişi pek güzeldir. Yaz mevsimine bir övgüdür. Sait Faik dünyasının özelliklerinden biri olan yaşama sevinci izleği burada da hissedilir: Gökte kuşlar, insanın içini açan yeşil meydanlar ve tepelerde rüzgar. Ama bu kadar değildir; sanırım öykünün çarpıcı tarafı insanın yıkıcılığını, pek çaktırmadan, yüzümüze vurmasıdır.
           
          Demem o ki insanoğlunun doğayı tahrip etme gücünün ayak sesleri vardır Son Kuşlar’da. Yani bu daha başlangıçtır. Edebiyatımızda çevreye, çevre sorunlarına işaret eden ilk kurmaca metinlerden biri olarak görülen bu dokunaklı hikayede “Zaten kuşlar da pek gelmiyor artık” der Sait Usta “Belki birkaç seneye kadar nesilleri de tükenecek.”

     Aşağıya Son Kuşlar’ın son paragrafını alıyorum, siz gidip tamamını okuyunuz. Ama önce bu sayfanın tepesindeki fotoğrafa bir daha bakınız.

Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin içi kötü olacak. Benden hikâyesi.



Hiç yorum yok: