27 Temmuz 2015 Pazartesi

GÜZEL YAZI DEFTERİ

      
           Aras’ın birkaç tane oldu. Malum, ilkokullarda çocuklarımıza bir süredir el yazısı öğretiliyor ve bu derste kullanılan deftere -anlaşılır nedenlerle- Güzel Yazı Defteri deniyor. El yazısı pek kolay bir şey değil açıkçası. Şimdi ben de oturup aynı şekilde bir iki kelime yazmaya çalıştığımda Aras kıkır kıkır gülüyor ama kendisi için de başlangıçta çok zordu böyle yazmak. Bir çocuğun yazı yazmayı öğrenmesi başlı başına bir işken bunu bir de el yazısıyla yapmaya çalışması durumu iyice zorlaştırıyor. Aras için de az sancılı geçmedi süreç. İstenilen seviyeye (annesinin istediği seviyeye!) gelmesi için pek çok sayfayı silip yeniden yazması ve birkaç tane Güzel Yazı Defteri bitirmesi gerekti.

           
            Bu yazının başlığı Tomris Uyar’ın bir öyküsünün adı aynı zamanda. Geçen yılın sonundaki kitap eklerinde yeni baskısı yapılacak olan kitapların arasında  Güzel Yazı Defteri’ni gördüğümde gülümsedim; Aras’a yapacağım yeni bir şaka daha geliyor demekti bu. Artık benim de bir Güzel Yazı Defterim olacaktı!

            Benim özellikle günlükleriyle sevdiğim Tomris Uyar’ın öyküleri edebiyat yoluna çıkan ve bu yolda ilerlemek isteyen gençlerin ödev çantasına ilk önce konulan metinlerden belki de. Güzel Yazı Defteri’ni çok beğendim. Onu -herhalde adından dolayı- edebiyat üzerine, yazar olmak üzerine bir deneme kitabı olarak düşünmüştüm hep, değil; metin birbiriyle önce alakasız görünen, sonra birleşen, birbirine teyellenen öykülerden oluşuyor. Bir öykü kitabı ama bu haliyle roman formuna da yakın, ve sadece 58 sayfa. Kitabı bir Cuma akşamı AVM’de, tüm masaların boşaldığı geç bir saatte son müşteri olarak kaldığım bir kafede okudum. Kitabı kapattığımda içimde bir an bir ürperme oldu ve kafamı kaldırıp düşündüm. Öykünün ilk paragrafına yeniden baktım, ortalarda bir yerlere dönüp birkaç sayfayı tekrar okudum. Güzel Yazı Defteri’ni okuyup bitirmiştim fakat metin beni içindeki dünyaya yeniden çağırıyordu. Bu hoş bir şeydi ve doğrusu her kitabın harcı da değildi.

                 Ara soru: Bir metni okuyan kişinin içinde oluşan ürperti, o metnin yazarı için küçük bir ödüldür, denilebilir mi? Yoksa, bu zaten en büyük ödüldür mü, demeliyiz?

               Ertesi sabah kitabı Aras’a gösterdiğimde şaşırdı, önce (haliyle) onu boş bir defter sandı. Sana söylemiştim, dedim. Eline alıp şöyle bir karıştırdı, E, içi dolu bunun ya, dedi. Haklıydı. Bak bunu doğru söyledin, dedim ben de!


















Hiç yorum yok: