4 Temmuz 2013 Perşembe

HALİDE

Bazı istasyonlarda ellerinde çanta, sade kıyafetli, temiz yüzlü genç kadınlar vardı ki bu kasabalarda hoca olduklarını farz ettim. Bütün bunlar yüzünü Batı’ya çevirmiş olan Anadolu’nun ferah veren alametleriydi.

Yukarıdaki paragrafı yanda kapağını gördüğünüz kitaptan aldım. İpek Çalışlar’ın Halide Edib biyografisinden. Çalışlar, Latife Hanım çalışmasından sonra yine emek dolu ve incelikle işlenmiş bir kitap çıkarmış ortaya. Milli Mücadele öncesi Sultanahmet meydanında hatip,  kadın hareketinde öncü, cephede onbaşı Halide Edib’in hayatını okumak ‘geçmişteki günlerden’ bize kalanları biraz olsun anlamak ve anlamlandırmak için ideal.  

1925’te Takrir-i Sükun sonrası sertleşen siyasal iklim Halide Edib’le yönetimin arasını açıyor. Eşi Adnan Bey’in sağlık sorunları nedeniyle yurtdışına çıkıyorlar. Çalışlar’ın da kitapta söylediği gibi,  tam olarak bir sürgün ya da kaçış olarak nitelendirilemez onlarınki;ama işte kitabı okuyunca görüyoruz ki durum aslından biraz ona (sürgün) biraz buna (kaçış) uyuyor.Yani demek istiyorum ki,  hayatta her şeyin net ve keskin bir tanımı olmayabilir. O dönemde yaşamadığımız için, daha önemlisi ‘onlar’ olmadığımız için -kimse bir başkası olamaz- insanların belli şartlar altında verdiği kararlarla ilgili net yargılara varmak öyle kolay değil.

19 yıl sonra yeniden Ankara Yolunda
Halide, Fransız Mareşal d’Esperey’in Beyoğlu’nu beyaz atının üzerinde bir uçtan bir uca kat etmesinden 13 ay sonra Anadolu’ya geçer. O dönemde Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi Anadolu’ya geçişlerde buluşma ve sevk yeridir. Bir gece işgal güçlerinin kontrolü altındaki İstanbul’dan ‘kaçarlar’,  kah öküz arabasıyla, kah tahta semerli, kısa boylu bir atın sırtında trene binecekleri Geyve’ye kadar gelirler. Bu yolculukta Halide memleketin harap halini kendi gözleriyle görür. Bu, Anadolu’nun yoklukla imtihanıdır. Yol üstündeki istasyonlarda her gelen trende oğullarını arayan biçare analarla karşılaşırlar. 

Girişteki bölümse Halide’nin 17 Nisan 1939’da Akşam gazetesine yazdığı yazıdan. 19 yıl sonra gördüğü Türkiye artık yeni bir ülkedir. Bu satırlarda -her şeye rağmen ve her şeyden sonra- kendine gelmeye başlayan bu ülkenin geleceğine dönük bir canlanış ve umut hissi vardır.

Mustafa Kemal’e sevdalı mıydı?
Halide Edib, cephede Mustafa Kemal’in yakın çevresindedir. İzmir’e girildiğinde de durum budur. Ve  bir akşam yemekli bir toplantıda Mustafa Kemal Latife Hanım’la tanıştırıldığında da Halide Edip oradadır. Onun Mustafa Kemal’in kişisel karizmasından etkilendiğini düşünen çok. Bir pelerin sahnesi var, mesela. Böyle bir yemek sonrası Halide evden çıkarken Mustafa Kemal ona ‘Hava çok soğuk, paltonuz var mı?’ diye sorar. Sonra gidip içeriden kendi pelerinini getirir. Halide, elinde Mustafa Kemal’in pelerini, merdivenlerden iner. Bu, Mustafa Kemal'in cephede soğuk gecelerde kullandığı pelerindir. Halide o dakikada bunu tarihsel bir tanıklık anı olarak telakki eder.Durup yukarıya baktığında merdiven başında onu uğurlayanlar arasında Mustafa Kemal’in hemen yanında Latife hanım’ı görür.

Adalet Ağaoğlu mesela, Halide’nin anılarında bu veda sahnesini anlatışını oldukça ‘buruk’ bulur. Halide’nin romanlarını sadeleştiren Yeşim Kalpaklı da onun kitaplarında buna yakın izler bulduğunu yazar.  

Halide Edip gerçekten biyografisine sığmayan bir kadın. Tehcir kararını açıktan eleştiren, iki oğlunu İstanbul’da, eşini Ankara’da bırakıp Milli Mücadeleye katılmak için cepheye giden, devrim sonrası uygulanan sert politikalara soğuk, ilk eşi ikinci bir kadın getirmek istediğinde ondan boşanan sıra dışı bir kadının sıra dışı hayatını anlatan bu başarılı Çalışlar çalışmasını okumanızı öneririm. Peki Halide Edip gerçekten sevdalı mıydı Mustafa Kemal’e? Cevap veriyorum: Bilmiyorum. Hem kim bilebilir ki böyle şeyleri?


1 yorum:

ahmet dedi ki...

Yazarın devrim sonrası sert politikalar olarak tarif ettiklerinin içine acaba tekkelerin kapataılmasınaı da dahil edip etmediğini merak ediyorum.