15 Ocak 2012 Pazar

KIŞ SABAHI

Paul Auster kendini anlattığı yeni kitabının adına Kış Günlüğü demiş. Ve geçen gece İncir Çekirdeği'nde de 'edebiyatta kış teması' üzerine konuşuyorlardı. Bir ara İskender Pala, Cemal Süreya'nın  'Bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm' dizesiyle başlayan şiirini okudu. Şiirin tamamını yazının sonuna  koyalım ve biz de kışın penceresinden şöyle bir bakalım: 

Mevsimler konuşturur: Kışın en çok yaptığımız şeylerin başında çevremizdekilerle bizzat kışın kendisi ve giderek soğuyan havalar hakkında laflamak geliyor herhalde. Ocak ayının ortasındayız, kışın tam avcunun içindeyiz. Bugünlerde -suyu bilmem ama- havadan mutlaka konuşuyoruz. Şapka takıp eldiven giyerek havayla temaslarını olabildiğince kesmeye çalışan genç kızlar birbirlerine 'Ne kadar da soğumuş hava!' diyorlar. Öğle yemeği neşesi için dışarıya çıkmak üzere olan genç adamlar merdivenlerde bir an durup 'Yağmur var mı, şemsiye alsak mı?' diye bir tereddüt yaşıyorlar. Televizyon haberlerinde Van'ı görüyorum. 'Henüz çadırlardan konteynırlara geçemeyen depremzedeler' diye bir ifade duyuyorum.  

Memleketin hali konuşturur: Geçen yıla oranla  daha düşük tempoda geçen bir kışın içindeyim. Sanki böylece bu mevsimin hallerini daha çok  farkediyorum. Sabahları erken kalkıyorum. Aras ve Nilay okullarına gidiyorlar, onları kapıdan uğurluyorum.  Sonra bir kaç dakika evin sessizliği içinde penceren dışarı, karanlık göğe bakıyorum. Nedense Ece'nin tweeti aklıma geliyor: İlk benden duyun istedim, diye yazmış. Okulda bu tweet ve Ece'nin kovuluşu üzerine konuşuyoruz. İlk benden duyun, herhalde arkasından pek de iyi olmayan haberlerin geldiğini sezdiren bir karşı müjde işlevi görüyor sanki. Haberlerde sürekli fezleke, operasyon, bayram töreni, duruşma sözcüklerini duyuyorum. Twitter'daki mesajlardan bazı duruşmaların 'şakalar komiklik' tadında geçtiğini anlıyorum.

Kar buluşturur:  Denizli'ye kar yağmış. Aras'ı karla buluşturmayı çok istiyoruz, ama Nilay, 'herhalde biz gideceğiz sonra kar buraya gelecek', diyor. Neyse ki tam gidecekleri gün kar hafif de olsa başlıyor. Aras'ı kucaklayıp pencereye çıkıyorum. Kara, yukarıdaki tozdan bulutlara ,uzak tepelerdeki beyaz ağaçlara bakıyouz. Sonra  her kar yağışında olan şey oluyor: Siz, kara bakmak için pencerenize çıktığınızda, komşularınız da bir bir kendi pencererelerine çıkarlar. Gökyüzünden dökülen kar tanelerinin arasından birbirinize gülümser ve el sallarsınız. Ötelerde, başka evlerde, uzaklardaki apartman dairelerininin camlarında da insanlar görürsünüz. Tanımazsınız etmezsiniz ama o an neşeli ve huzurlu olduklarını bilirsiniz. Bu, yine , denize giren insanların parıldayan suyu paylaşması gibidir...  Kar yağışını bir süre izleyip Aras'la pencereden çekiliyoruz. Yarım saat kadar sonra sitenin çocuklarını yazdan bu yana ilk kez bahçede, karın üstünde koştururken görüyorum.

Bugünlerde dünyanın penceresinden çekilenler: Rauf Denktaş, Lefter Küçükandonyadis, Aslı Nemutlu. Hepsi de , hemen hemen aynı günlerde, alçalan bir kış göğünün altında...

BİR KIŞ

bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm,
yalnız işitme duyusu kalır ortada.
asya kentleri yürür dururlar,
höyükler burnumda hızma.

uzakta dev bir damla: pırıl pırıl pencap!
tabanlarından kayıp duran sütunlar
yitmiş bir geleceğin işaret parmakları:
horasan uykusuna havlayan köpekler, buhara.

uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
 
                                      CEMAL SÜREYA

Hiç yorum yok: