9 Ocak 2016 Cumartesi

SALONDA FUTBOL

Evde temizlik yapıldığında ve izleyen bir kaç gün boyunca, yasak. Onun dışında akşam işten döndüğümde ilk sorunun ne olacağını gayet iyi biliyorum: “Baba yorgun musun?” Ve çoğu zaman ne kadar yorgun olduğumun bir önemi olmadığını, birazdan kendimi ‘sahada’ bulacağımı da biliyorum. İlk soru:
-Hangi takımsın?
-Shaktar Donestk!
-Öyle bir takım var mı ki?
-Var tabii...
-İyi. O zaman ben de Barcelona’yım!

anneannede futbol

Birkaç yıl önce Don Kişot‘u konu edindiğim yazıda da vardı: Aras 4 yaşında falanken canı evde top oynayıp koşturmak istediğinde çalım atmak, maç yapmak gibi terimleri bilemez “Hani sen yakalıyorsun da ben yakalayamıyorum ya, ondan oynayalım mı?” derdi. Geçen zaman içinde Aras’la birlikte içindeki futbol sevdası da büyüdü ve çocuk bir Beşiktaş fanatiği oldu. E, sonuçta babası falan demeyin, durum pek öyle değil! Onu ben Beşiktaşlı yaptım, bu doğru, ama takımı yakından takip etmeye başlaması, tüm futbolcuları öğrenmesi benim sayemde oldu diyemeyiz. Hatta tam tersi doğrudur. Yoksa Cenk Tosun’un Almanya’da doğduğunu, babasının da Denizlili olduğunu ben nereden bileceğim?

Geçenlerde diğer velilerle buluştuğumuz kahvaltılı toplantıda başka bir baba benzer bir durumdan dert yanıyordu: “Bizim çocuğun tüm derdi futbol. Varsa yoksa maç! Teneffüste futbol, televizyonda futbol, tablette futbol, salonda futbol.”  “Doğru doğru, bizde de durum farklı değil,” dedim ona, bir yandan çoktan kahvaltılarını yapmış ve aşağıdaki bahçede futbol oynamaya başlamış olan 20 kadar delikanlıya bakarken...

kampüste futbol

Aras pek çok yaşıtı gibi topun peşinde koşturmayı pek seviyor. Güneşli günlerde bazen bahçede oynuyoruz. Maçlar 18’de falan bitiyor. Biliyorum ki Aras maçın sonunun gelmesini hiç mi hiç istemiyor. Ben de ağırdan alıyorum, olabildiği kadar uzatıyorum. Bu yüzden bahçede geçirdiğimiz süre uzadıkça uzuyor. Olmazsa maç penaltılara kalıyor. O da olmazsa frikiklere kalıyor!









Hiç yorum yok: