17 Kasım 2011 Perşembe

HATIRALARIM YOK OLURSA...

Bir Kore filmi izledim geçenlerde. Daha doğrusu hayatımda ilk kez bir Kore filmi izledim. Hatta filmi bitirip IMDB'de  hakkındaki bilgileri inceleyene kadar  onu bir Japon filmi zannediyordum. Adı  A Moment to Remember.   Unutulmayacak Bir An , şeklinde çevirebiliriz Türkçe'ye. Genç yaşta Alzheimer'a yakalanan bir kızın ve onu seven adamın hikayesi. Hikaye iç burkucu, ama o uzakdoğululara özgü sevimlilik, zaman zaman bakışlarına yansıyan şaşkınlık ifadeleri,  konuşmalarındaki aksi tepkiler, dillerindeki kararsız melodi  (İngilizce'den başka dillerde de filmler varmış!)  filmi tuhaf bir şeklide komik de kılıyor.  Ama sonlara doğru öykü dokunaklı bir hal alıyor. Filmin 'esas kızı' Su-jin varlıklı bir ailenin kızıdır. Bir gün babasının inşaat firmasında çalışan bir marangoza aşık olur (biraz tanıdık mı ne?)  Çok hoş müzikler eşliğinde ilişkileri gelişir (filmimiz Korece, şarkılarımız İspanyolca!) ve evlenirler. Gün gelir Su-jin'e  çok ender görülen bir Alzhemier türü teşhisi konulur. Bir süre sonra Su-jin parça parça geçmişini unuturken eşi buna çaresizlik içinde tanık olur. Bir yerde Su-jin ona sevgiyle bakıp 'Seni seviyorum, Young-min' der. Bu, kocası için çok acı bir andır, çünkü Young-min aslında kızın eski sevgilisinin adıdır. Ertesi gün Chul-soo, yani filmin 'esas oğlanı', doktorla dertleşirken yakınır: Bana baktı ama onun adını söyledi, der  ve sorar Peki gerçekte kimi seviyor?  

Unutmak ve Hatırlamak. Milan Kundera'nın Yavaşlık adlı uzun zamandır merak ettiğim romanını geçenlerde okudum. Gördüm ki kitapta merak etmemi gerektiren fazla bir şey yokmuş. Fakat anlatıcının yavaşlık ile hatırlama ve hız ile unutma arasında olduğunu iddia ettiği  ilişkiyi anlattığı satırlar çarpıcı. Buna göre, kişi bir şeyi hatırlamak istediğinde yürüyüşünü yavaşlatırmış, ve aksine, unutmak istediği bir şey varsa kafasında, farkında olmadan adımlarını hızlandırırmış.

Bu ilginç tespiti şimdi 'yavaşça' düşünmek istiyorum: Bir şeyi  unutmak istediğimizde adımlarımızı hızlandırmak. Hımm, şimdi buyrun dışarıya, penceremizden görünen  sokağa bir de bu gözle bakalım ve şu iki resmi aralarındaki diğer farklara takılmadan inceleyelim: Önce şuraya, geçen gün yolda yürüken arkamdan telefonda konuşarak gelen ve tam altı kez 'hadi kapatıyorum!' dedikten sonra cep telefonunu öfkeyle çantasına atıp yanımdan hızlı hızlı geçen genç kızın resmini koyalım. Gerçekten de hızın, hem fiziksel hem de psikolojik olarak bizi bir şeylerden uzaklaştırdığı doğru olabilir. Öte yandan, hatırlamak da yavaşlamakla doğru orantılıysa eğer, buraya da geçen gün Kentpark'ta Aras'la üşüyerek dolaşırken gördüğümüz dalgın dalgın yürüyen o saçı sakal karışmış adamın resmini koyalım. O adam o gün o parkta kaçıncı turunu atmaktaydı ve bu şekilde ne kadar anıyı geri çağırmıştı?

'Bizimkız' Su-jin için olay iki defa zor: O, hem unutmakta olduğunu biliyor, hem de bu durumun çok yavaş gerçekleştiğinin farkında. 'Kafamın içinde bir silgi var ve herşeyi siliyor', diyor. Hastalığı belli bir evreye ulaşınca artık hareketleri ve hatta bakışları bile yavaştır Su-Jin'in. Acı içindedir. Sanki onun için kaçınılmaz olan bu unutma 'eylemini' hızlandırmak istemektedir. En yakındakilerin en çok etkilendiğini görür çünkü. Alzheimer önce en son anıları silermiş. Anladım ki hastalara, 'İstediğiniz anıdan başlayabilirsiniz' denemezmiş.

Filmde affetmek, hatıralar, ve insanın dokusu üzerine çok güzel diyaloglar var. 'Hatıralarım yok olursa ruhum da yok olur', diyor Su-jin bir yerde. Bu sözün ilişkiler için olduğu kadar kurumlar ve toplumlar için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Okulunuzda bir ders, diyelim ki,  bir önceki dersi veya daha önceki derslerden  bir şeyleri 'anmıyorsa'  etkili olamaz. Bir dersin ruhu o derste anlatılarla, o derse kadar anlatılan tüm 'şey'lerden oluşur. Aynı şekilde, bir toplumun ruhu en uzak geçmişteki anıları da içinde barındırır, barındırmalıdır.

Hız, yavaşlık, hatırlamak ve bir ruha sahip olmak gibi soyut kavramlarla  ilgili bu yazıyı da, günümüzde hız kavramıyla fazlasıyla özdeşleşen otomobil dünyasınının bir üyesinin, Alfa Romeo'nun yakın zamanlara kadar televizyonlarda gördüğümüz Uma Thurman'lı reklamının çarpıcı sloganıyla bitirelim: Ruhumuz olmadan sadece birer makineyiz!

1 yorum:

derya bulduk dedi ki...

Hocam arada bizlere de mesaj vermeyi unutmamışsınız :) yine büyük bir keyifle okuduğum yazılarınızdan biri oldu...